Kelimeleri kasidesine sıkışmış sözcükleri,ayrılığın ertesi sabahı
kusaraktan bir safra sızında uyanmak gibi acı vericiydi aslında
yaşanmamış olanlar..insan daha çok buna üzülüyor sanırım yada üzüldüğüne
inandırıyor kendini..yapılacaklar listesinde en başta beyninin
eşyalarını çöpe boşaltma isteği var bide akşamdan kalma boğazının
ıslaklığını kurutmak zaman geçirmeden..Filtresiz içmeyi öğrenmeye
başladığın hayatını birazda olsa hafifletme çabası içerisinde iki parmak
arasına sıkışmış tütün kokan ellerine teslim olma isteği sabah
sabah..izleri daha taze olmasına rağmen sanki bir ömür acı çekercesine
hıçkırıklara boğulmak için bir sabah daha başladı işte böyle..Nereye
gittiğini bilmediğin yarık topraklı yollardasın işte yine,her bir yarık
sanki sen değil mi? en çok neresine üzülyordun hayatın yada üzülmek için
odak noktası neresiydi bütün bu olanların?? Aklını kurcalamaya müsait
hep bir soru sorma isteği...Böyle günlerin akşamları çok tehlikelidir
çünkü hangi meyhanenin kaça kadar açık olduğunu bilirsin ve yakın uzak
görünsede depara kalkarsın işte durmaksızın koşarsın bu maratonu..Senin
gibi olanları görürsün tabureler üstünde ve birazda olsa için hafifler
gibi gelir..Böyle günlerin tehlikesini fark etmezsin o dakikalar ve
kapanışı yine kendi dört duvarında yaparsın..Aklının eremediği bir sen
daha düşünürsün ve yine yaparsın..İşte bu dakikalar çocukluğunda özlem
duyduğun sokak oyunlarında bile oyun bozan sen olursun,hayatının
yaptıklarından daha çok yapamadıklarının suçlusu olursun..Gözlerin
ağırlaşmaya başladığında son uykunu uyumak istersin ve bir nefesi daha
çeker işlersin derinlere,gözlerini kapatırsın..rüyalarında bile suçluluk
duygusu ile yaşarsın ve bu böyle sürüp gider..Artık mutlu sabahlara
merhaba diyebileceğin bir sen kalmayacak zamana kadar devam
edersin....zaman ileriye sarsada, yada geçmişinde sabit kalsada
çıkamazsın ve yıllar sonra yine dersin ki yine yapamadım,yine
yapamadıklarım.........
Yok olma yolunda ilerleyen bir ömrün kısa bir özeti......Hepsi bu kadar...
TAYFUN
14 Kasım 2013 Perşembe
8 Kasım 2013 Cuma
24 Ekim 2013 Perşembe
Soğuk çok Soğuk
yazdıklarımla beni
ilişklendirirken dönüp yazının başına baktığımda sonunda yine bir beni
unutuyorum....her defasında tekrarlanan sözcükler, içimde her geçen gün
küçülüp hapsolması gerekirken birazcık daha büyüyor..hani dalgalar
kıyıya vuruyor ve ardından devamı onu tamamlıyor ya işte o durum bende
birazcık karışık..iki oda bir göz evimin pencere aralığından sızan
rüzgarla üşüyorum.insanın hayatına girenlerle ilişkilendiriyorum
bazen,hani bir anda duruyorsunuz ve biri geldiğinde içiniz ısınıyor ve
gittiğinde buz dağına dönüyorsunuz..işte öyle bir şekil bu soguk
hava..milimetresi kendinden küçücük bir hava akımı nasıl olurda
üşütebilirki hacmi 45 on parmak tabanlarımı??...ısınamıyorum bu gece ki
çünkü düşüncelerimin soğukluğu beynimden işliyor en zerresine kadar
vücudumun...karanlıkta oturmayı özlüyorum bazen,kapı pencere kapatım
karanlıkta öylece oturmak istiyorum..yeniden düşünebilmek ve soğukluğumu
yenmek istiyorum..nereden gelmiştiki bu soğuk akım??nasıl
sarabilmiştiki beni..uzuvlar insanın en önemli parçaları.fakat titrek
ellerim ve uçlarının hissini kaybedeli oldu aslında hayli bir
zaman..yazacak takatim hep var ama bazen nasıl yazdığımı bilmiorum
hissiyatım varmı yada neyin hissiyatı itiyor beni yazmaya onuda
bilmiyorum.tekli koltuğuma kuruluyrum.sarma bir sigra elimde
sönük..ateşime zanıyorum masa üstünde duran.çakmak yanıyor alevi bir
hayli büyük aslında bu beni ısıtırmı diyorum ama oda gidiyor yetemiyor
ki..hayatta olan herşeye bir açıklamamız var fakat kendimize açıklama
yapmaya gelince kalemin mürekkebi hep bitiyor..siyah beyaz fotoğraflarda
yitirilen duygular gibiyim.. hep elde mazikalıntılarına
saklanan..kuşlara yem olarak atılsam bile yenmeyen buğday tanesi
gibi...bilmiyorum aslında yada biliyormuyum onuda bilmiyorum..akşam
vaktinde geceyi geçen saatlerde guguk kuşu daha çıkmadan yuvasından
hışımla uyanıyorum hep..balkona çıkıyorum bir sigara yakıyorum..uzun
gökyüzü iniltilerini dinliyorum belki bana bırakılan birşey vardırda
rüzgarla gelecektir diye bekliyorum,havayı derin derin içime
çekiyorum..üşüyorum kış aylarında ama yinede direniyorum
soğuma..bekliyorum bende usul usul sessizce ve haykırarak..evimin içinde
bir ses var kulaklarım sağırlaştı fakat duyuyorum..bir adım atıp
köşesinden bakıyorum odama ama daha ilerisine gidemiyorum.kedidir deyip
geçiyorum ve pisi pisine yaşıyorum bir geceyi daha...
tayfun
tayfun
Tik-tak....
Bir sayfası daha geçiyor işte.Nasıl oldu,bitti derken bir gece daha kapıyı çalıp sonlandırmak istiyor bu günüde...Dizelerime sığdırabileceğim cümlelerim günü geçen rafında kendi saysını coğaltıyor her seferinde..İçimde bir burukluk ama keyfi deminde bir üzüntülerdeyim ben yine..Anlayan cıkmadıgından bende anlatmaya calışmadıgımdan kısır döngüsü hep devam ediyor..Ağlasam diyorum bazen,böyle kana kana iç çeke çeke ama olmuyor...Göz yaşlarım kendini hapsedip kapısında duruyor...Uzaklarda bir yerlerde birşeyler yada mutlu birşeyler varmı diye düşünmeden alamıyorum kendimi..Kurcalayan sorularıma kocaman bir sırıtma gönderiyorum bıyık altından koca sakalımı selamlayarak ulaşıyor yerine....Bitirebilirmiyim bu geceyide? şizofren benliklerimi uyutabilirmiyim peki?? Karşımda gece gece durmadan düşünen bir ben,kara kara...Onun yanına oturmus,suskun sağırlığından duyumu zayıf bir ben daha,yıkıntıların arasından uzanan ellerini tekmeliyor...Üzerime çöken bulutlar arasından parçalı aydınlık şeklinde ruhum yağmur dileniyor,arınmasını istiyor sahtesi soguk mühür gibi insanlardan..Dilimdeki acılar toprağımı kavuryor saman alevinden..Ortalı sade bir acı kahve gibi yaşadıklarım..Tadı tuzuna karışmış,bir bardak demli şekerli çay misali unutmaya çalıtıklarım..ama ama ben çayımı şekersiz içiyorum ki!! Uyarı tabelasından yeni döndüm,sadece bir paket sigaramı aldım köşedeki büfeden ve bir paket çay..Sallanan koltugumda bir ileri bir geri..Bir acı bir tatlı..Yerim cam kenarı sürem sınırsız..Makinist başla dedi hayata bende startı verdim ve sadece belkiyorum kurulu bir saat bombası gibi tik tak tik tak tik ve tak...................
Tayfun
Meçhul şeyler..
Kendime bile sölemekten çekindiğim yalanlarım vardı
benim..Biliçsizliğimle taş kaldırımın dibine uzanmışım..Asvaltın ateşi
sırtımı dağlıyor adeta..Karışıp giden yıllarıma inat of çekesim
geliyor...Nefesim kursağımda kalıyor dilimin ucuna yetişemiyor...
Annemin demli çay kokusunda mutfakta kahvaltı yaparken bir çocuk
suretini hatırlıyorum karşımda hep..Ben onunla konuşurdum içten içe her
dakika..Otobüste yerim hep koridor tarafıydı benim çünkü o daha çok
pencere kenarını severdi ve yol ışıklarının altında kaybolum geri
belirirdi..Yazmaya sıkıntılı olduğum saatlerimde her zaman karşıma
oturdu..Gülümsememin iticiliğini bir yana bırakıp gözlerinin içine
bakarak yalanlar boşaltırtım ona..Oda hep yemiş numarası yapıp hızlıca
kalkar yerinden ve gülümserdi sarılırdı boynuma...Zaman simetrisi bile
hep ileriye akarken hayatımın,bende her geçen dakika özlüyorum ona dair
anılarımı...Kopamadığım geçmişimin düştüğüm yollarında dizlerimin
kanayan yerleri sızlıyor böyle durumlarda...Fakat bu durumlarda karşıma
aldığım küçük çocuğum artık yok..Benim kayboluşumda oda kendini
kaybetmeyi seçti.Yada ben yine bir yalana daha sığınarak cümlelerimi
kendimi avutur gibi beyin kemirgen yüreğimin ıslak gözyaşlarını
dindirmek için sıralıyorum ardın sıra...Affetmenin telkinine sığınmak
artık manasız geliyor..Kaçacak bütün fare deliklernin önüne betondan
duvarlar örülmüş...Peki ya şimdi diyorum karşıma çıksa ve sorsa bana
kaldırımın kenarındayken ışıkların altına teslim olduğunda neden beni
yanına almadın? yada bir ufak kol mesafesi açıp yanına uzanmama neden
izin vermedin diye...İşte böyle çaresiz gecelerden kaçmak için belkide
kendmi yalanlarımla kandırıyorum..Bir çocuğun ölümünü kabullenmek mi
daha zor yoksa onu bırakıp gitmek mi??Sorularım peşin sıra kovalıyor
yanıtınlamak için artık aynaya bakmıyorum..Aslında bende gizliden
gizliye ağlıyorum sanırım itiraf edebildiğim tek şey bu
benimde....Çocukluğumla büyürken yanında bende nefes aldım
seninle..Omzumdaki desteğinle asıl sen büyüttün beni ve ben seni on
dukuzunda bir gençken bir kaldırım köşesinde o ışığın altında terk
ettim..Beynime faili meçhul kurşunları sıkarak uzandım öylece kaldırımın
köşesine... ışığına bıraktım söyleyemediğim daha bir çok yalanla ve
aslında biliyormusun işte en çokta bu dağladı beni..Meçhul yaşadığım
hayatıma,meçhul bir ölüm ekledim sadece..Bir kol mesafesi
uzaklığında...hepsi bu kadar......
TAYFUN
TAYFUN
Merhaba dünya...
sabahı sabah eden naralarım
avazımın yarısında kaldı.bilmek istediklerime bin adımı giderken bir
adım ileri bir adım geri takip ettim hep.dinlemekle söylemek arasında ki
ince çizgide takılı kaldım.bugün soluk almak yasak dediler fakat
inadına göğsüm ileri fırladı ve ben kala kaldım bir
başıma..çiğerlerimden süzülen bir kendini bilmez dumana boğulmuş şekilde
annemi düşündüm yine..uzaktan baktı ve gel yanıma dedi..dışlanmış
benliğimle,yanına takatsiz kollarımı bir bulut edasında havada
kaparcasına salladım..beni rüzgar anladı birtek,ama savurgan benliğine
işlemiş bir benle salladı gitti ve oda umursamadı..ben bu gecede kötüyüm
işte anlatmak istediklerime dilim dolanır söyleyemem...sadece
vazgeçtiğim korkularım siyahını yüzüme vururken bir duğa iniltisinde bir
başımayım,içimdeki çığlıklarımla....hatırlarmısın bilmem fakat ben tam
olarakta hatırlamıyorum, bir baraka altında yıkık dökük bir gecede
başlamıştık sevişmeye ve o denli devamsızlığı yakalayan bir yönetmenin
edasında sanatsız ve ruhsuz kesişi vermişti ellerimiz...o anda
dünyamızın yörüngesi kaydı milimetrelerce fakat gözlerdeki çaresiliğimiz
dile gelemedi ve günahını haykıramadı belkide...ama olsun demek kadar
kalp atışlarımız besledi bizi...hikayenin sonundaki çocuk gibi bir banka
oturdum,kaldırıma yakındı sanki bir araba önüne atlayacakmış gibi
oldum,elimde bira şişesi...cebimdeki tütün,göz yaşlarımla ıslanmış ama
sarmasına deme keyfime....ciğerlerim yine seninle dolu...belki bunu
hatırlarsın cebimde tütün dolu terk etmiştin beni belkide ıslak göz
yaşlarına bu denli sarılmam ondandır...rüzgar esiyor yine ve bir
yaprağın yere sürtme sesi içimi burkuyor....sonbahar aylarını geçtik
oysaki mevsim yaseminler zamanı..hani kırılganlıkta açan o narin
çiçeklerin zamanı..ahhh demekten başka birşey gelmiyor sabırsız
atışmalarımda..bu kadar uzakta durman ne denli doğrudur ki...aslında
bende biliyorum güneş doğsada anlamsız yasemin gülüşlerinde bir çiçek
edasında benim sen olduğumu bilmeyeceksin....içim desen büyük anlamsız
ve yorgun beni korkutan bir ben..yollarım sana çıkmaz ama amasıda yokki
bu cümlenin...aynısının tıpkısından farksız bir sesle seni
fısıldıyorum...fakat,söylmek istediklerim uyanınca duvarlara sıkışmış
şekilde bir ben ve yanlızlık kesişiyor....sararıp solan pencere
önündeki,senden kalan çiçeklerin yaprağındaki,kelebeğin uçmak istemesi
gibi bir sabahı selamlıyorum içimde bir sen ve kavuşulmaz
özlemlerin..savrulup giden yıllarımla ve yaralarımla içimde tek bir
cümle çıkıyor ağzımdan merhaba dünya hepsi bu...............
TAYFUN
TAYFUN
Melodram
melodramındaki yanlızlık gibiyim şarkıların..tabureye cakılı bir sarhoşdan herhangi bir farkım yok..ama elimde bir kahve fincanı ve kendimden emin olmadığım bir sabahla selamladım seni...kafam dünden kalma şiirlerin yazgısında kapılı kalmış..aynı şarkı dönmekte hiç usanmadan ve yılmadan..hatırlatmak istercesine bir gülümsemeden yoksun..bugün ciğerlerim dolu kanser sabahlı bir gün ve ben yine ağlamaklı bir şarkıya kapılmış döndürüyorum hayatımı ince bir çizgi üstünde fakat iğnesi kırık...işte dedim ya bugün selamlamıyorum kendimi ve doğan güneşi.hepsi yine bu kadar....
TAYFUN
demeksiz....
beni bilmek değimine
takılmamla birlikte,arkadaşımın bir tavsiyesi ile birlikte bir (b)iranın
kenarında buldum cümlelerimi...ne istersin demek kadar takadi olmayan
bir barmen edasında dilimin ucundaki son cümleyi söyleyi verdim.. barmen
vereceği içkiden hiç bir yudum almamıştı oysaki....peki bana vermeye
calıştığı keder giderici durumdan ne kadar yoksundu???sıralı cümlelerim
sıralarken kendini peşin sıra bir kadeh daha ver demekten kendini
alıkoyamıyordu ki...peki ama ben nerde kaybetmeye başlamıstım??yada
nerde yanlış yapmıştım ki bunca seneden sonra bir anda karşıma
çıkıyordu...beynimi kemiren bir 250 liliği geçmeyen bir motor
edasında,sahil boyu uzanan bir motorcu gibiyim bir sonra kini
beklemeyen...ama benimde özlediklerim vardı oysaki...fakat anlatamadım
belki bitmeye yakın saatlerimde....kafam hafifin dumanı sararken beynime
bir tane daha açtım ucsuz bucaksız sabahlara..hadi gelde dindir bu
durumu demek kadar özgününden yoksundu oysaki....arkadaşlarım benden
utanır durumda kaldırıp kollarıma girerken ben yine söyleyemediklerimle
mutluyum...bir barmensiz evin başına dikilmiş bir tefodan sadece bira
istiyorum...işte dmek istediklerim hepsi bu...bir içkisiz birde bensiz
bir ben var öteri ama sensiz anlaşılmayan..........
TAYFUN
TAYFUN
21 Ekim 2013 Pazartesi
Yazamadıklarım-Yine umarsızca ve her daim....
Çayımın demini bitirmiş,ocağın altını kapatıp daha da nikotine
doymayan ciğerlerime ek arkadaşını getirmek için
hazırlanıyordum..Koyusundan iki kaşık,sütü şekerini,şekeri de sütünü
bozmadan doldurdum bardağıma.Köşesi yırtılmış ikili koltuğumu işgal
bütününü sağlamadan sadece birköşesine oturdum..Düşünmek geliyordu
içimden yada belkide yazmaya itilmek için bir amaç arıyordum fakat çok
fazla sürmedi bu işgalim.Çünkü aydınlıktan korkuyordum sanırım ve 100
wat bir ışıktan doğabilecek bir gölge yığınına paralel kalmadan kalkıp
odamın yolunu tuttum.İçerde beni karşılayan tanıdık nesnelerin arasından
sıyrılarak köşemdeydim ve işte ben burda mutluydum..Soğumasını
beklemeden aldığım derince yudumdan dolayı dilimin uyuşukluğu daha yeni
geçmişti yada geçen kendi uyuşukluğumdu..''Düşünmeye fırsatsız
kalabildiğim dakikalarda kafamı meşgul edemedim'' dedim kendi kendime ve
verilmesi gereken bir cevabı bekledim...Uzunca soluksuz kaldım.. Odamın
içerisindeki bütün oksijeni çektim içime ve bırakmak istemedim..Çok
fazla dayanamadan derinden bir öksürük tetiklemesiyle
bıraktım..Umarsızca bir gülüş sardı beni sonra birden 'kes sesini seni
salak' cümlesini duydum kulaklarımda...Kolay olanı seçmeyi bıraktığımdan
beri hep böyle yaparım ben ama sen tanımadığın için bilemezssin
beni..Yazmak için küçük kara kutumun ekranına sarıldım
hemen..Hayıflanmadan,kafamın içinde ne varsa yazıyordum durmaksızın ve
hiç birşeyi umursamıyordum..Ekranın kenarından ufak notlarına bile
aldırmıyordum hatırlarsan..Cümlemin sonuna gelirken sen ne yazıyorsun
dediğinde biran irkilerekten işte bunları demek geldi içimden...Kendimi
yormadan son noktamı koyarken işte yine oldu dedim ve o aptal
gülümsemem yine belirdi suratımda ve bu sefer koca bir kahkaha patlattım
daha fazla dayanamadan...........Kafanın içinden geçen 'ne oldu?'
sorusunu duyabiliyorum ama bu sefer söyleyeyim....Yine sarhoş oldum
amına koyayım ondan gülüyorum hepsi bu kadar.......Hadi iyi geceler.
Tayfun
Tayfun
Yazamadıklarım-Çuklat
Bir başlık bulamadığım ve saatlere,saatce bakaraktan tersine
çevirdiğim bir yelkovan-ı akrep kovalamacası içindeyim...Konuşmamı az
önce yarıda kesip kendime ısmarlamak istediğim kağıda sarılı filtresiz
yaşamım için düşüncelere daldım..Aslında çok çok iyi değilim bugün,
hani gecemi bırakmadım portmantonun üzerine yada şapkama bakaraktan
hangi köşesinin daha keskin hatlarda büküldüğünü incelemedim,yani bana
sorarsan bugün yaşamadım..Yaşamak demişken hatırlarmısın bilmiyorumda
tarihi tadından bozuk bir çukulata vardı yada doğrusunun hala hangisi
olduğunu bilmediğim ve kısaca söylediğim bir çuklat..İçerisinde neler
var diye bakmıştık daha kendi içimizde neler olduğunu bilmeden ve hemen
heycana kapılaraktan okumaya başladık,kocaman harflerle süt,çikolata ve
arasına giren bir karamelden bahsediyordu..işte o zaman anlamaya
başlamıştım karamelize bir renk cümbüşünle girmiştin sende araya fakat
ben sana bunu hiç bir zaman söyleyememiştim..Neyse..Sen bu esnada
'yaşamak işte ben buna yaşamak derim' demiştin ve ben sana cevap
verememiştim.Çünkü ağız dolusu çuklatın bozuk olduğunu,mideme giren
inceden bir krampla anlamış ve sadece kusmak istemiştim...Nereden geldi
benimde aklıma bilmiyorum ama bunu söylerken çocukluk yanıma,hiç bir saç
telini bile artık hatırlamıyorum yada belkide yine ben hatırlamak
istemiyorum...Karamel tadında yaşamak istedin sen hayatını fakat ben
sana bu söylemekten hep çekindim ben karamelden nefret ederim..Belkide
bundandır artık bir araya gelipte sadece benim kültablasında bir nefes
söndürüşüm ve senin bu duruma sessiz kalışın...Aslında söylemsizliğine
hayranım fakat............Neyse ben yine söylemeden yazamıcam yada sen
yine anlamıcaksın....İyi geceler..
Tayfun
Tayfun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Çaba..
Gitmeye yakın olduğum zamanlarda ileri sürebilmek için hep çabaladım...Biraz yavan olan konuşma çabamla dilimin dönmediği cümlerimi hep bi...