24 Ekim 2013 Perşembe

Soğuk çok Soğuk

yazdıklarımla beni ilişklendirirken dönüp yazının başına baktığımda sonunda yine bir beni unutuyorum....her defasında tekrarlanan sözcükler, içimde her geçen gün küçülüp hapsolması gerekirken birazcık daha büyüyor..hani dalgalar kıyıya vuruyor ve ardından devamı onu tamamlıyor ya işte o durum bende birazcık karışık..iki oda bir göz evimin pencere aralığından sızan rüzgarla üşüyorum.insanın hayatına girenlerle ilişkilendiriyorum bazen,hani bir anda duruyorsunuz ve biri geldiğinde içiniz ısınıyor ve gittiğinde buz dağına dönüyorsunuz..işte öyle bir şekil bu soguk hava..milimetresi kendinden küçücük bir hava akımı nasıl olurda üşütebilirki hacmi 45 on parmak tabanlarımı??...ısınamıyorum bu gece ki çünkü düşüncelerimin soğukluğu beynimden işliyor en zerresine kadar vücudumun...karanlıkta oturmayı özlüyorum bazen,kapı pencere kapatım karanlıkta öylece oturmak istiyorum..yeniden düşünebilmek ve soğukluğumu yenmek istiyorum..nereden gelmiştiki bu soğuk akım??nasıl sarabilmiştiki beni..uzuvlar insanın en önemli parçaları.fakat titrek ellerim ve uçlarının hissini kaybedeli oldu aslında hayli bir zaman..yazacak takatim hep var ama bazen nasıl yazdığımı bilmiorum hissiyatım varmı yada neyin hissiyatı itiyor beni yazmaya onuda bilmiyorum.tekli koltuğuma kuruluyrum.sarma bir sigra elimde sönük..ateşime zanıyorum masa üstünde duran.çakmak yanıyor alevi bir hayli büyük aslında bu beni ısıtırmı diyorum ama oda gidiyor yetemiyor ki..hayatta olan herşeye bir açıklamamız var fakat kendimize açıklama yapmaya gelince kalemin mürekkebi hep bitiyor..siyah beyaz fotoğraflarda yitirilen duygular gibiyim.. hep elde mazikalıntılarına saklanan..kuşlara yem olarak atılsam bile yenmeyen buğday tanesi gibi...bilmiyorum aslında yada biliyormuyum onuda bilmiyorum..akşam vaktinde geceyi geçen saatlerde guguk kuşu daha çıkmadan yuvasından hışımla uyanıyorum hep..balkona çıkıyorum bir sigara yakıyorum..uzun gökyüzü iniltilerini dinliyorum belki bana bırakılan birşey vardırda rüzgarla gelecektir diye bekliyorum,havayı derin derin içime çekiyorum..üşüyorum kış aylarında ama yinede direniyorum soğuma..bekliyorum bende usul usul sessizce ve haykırarak..evimin içinde bir ses var kulaklarım sağırlaştı fakat duyuyorum..bir adım atıp köşesinden bakıyorum odama ama daha ilerisine gidemiyorum.kedidir deyip geçiyorum ve pisi pisine yaşıyorum bir geceyi daha...

tayfun

Tik-tak....

Bir sayfası daha geçiyor işte.Nasıl oldu,bitti derken bir gece daha kapıyı çalıp sonlandırmak istiyor bu günüde...Dizelerime sığdırabileceğim cümlelerim günü geçen rafında kendi saysını coğaltıyor her seferinde..İçimde bir burukluk ama keyfi deminde bir üzüntülerdeyim ben yine..Anlayan cıkmadıgından bende anlatmaya calışmadıgımdan kısır döngüsü hep devam ediyor..Ağlasam diyorum bazen,böyle kana kana iç çeke çeke ama olmuyor...Göz yaşlarım kendini hapsedip kapısında duruyor...Uzaklarda bir yerlerde birşeyler yada mutlu birşeyler varmı diye düşünmeden alamıyorum kendimi..Kurcalayan sorularıma kocaman bir sırıtma gönderiyorum bıyık altından koca sakalımı selamlayarak ulaşıyor yerine....Bitirebilirmiyim bu geceyide? şizofren benliklerimi uyutabilirmiyim peki?? Karşımda gece gece durmadan düşünen bir ben,kara kara...Onun yanına oturmus,suskun sağırlığından duyumu zayıf bir ben daha,yıkıntıların arasından uzanan ellerini tekmeliyor...Üzerime çöken bulutlar arasından parçalı aydınlık şeklinde ruhum yağmur dileniyor,arınmasını istiyor sahtesi soguk mühür gibi insanlardan..Dilimdeki acılar toprağımı kavuryor saman alevinden..Ortalı sade bir acı kahve gibi yaşadıklarım..Tadı tuzuna karışmış,bir bardak demli şekerli çay misali unutmaya çalıtıklarım..ama ama ben çayımı şekersiz içiyorum ki!! Uyarı tabelasından yeni döndüm,sadece bir paket sigaramı aldım köşedeki büfeden ve bir paket çay..Sallanan koltugumda bir ileri bir geri..Bir acı bir tatlı..Yerim cam kenarı sürem sınırsız..Makinist başla dedi hayata bende startı verdim ve sadece belkiyorum kurulu bir saat bombası gibi tik tak tik tak tik ve tak...................

Tayfun

Meçhul şeyler..

Kendime bile sölemekten çekindiğim yalanlarım vardı benim..Biliçsizliğimle taş kaldırımın dibine uzanmışım..Asvaltın ateşi sırtımı dağlıyor adeta..Karışıp giden yıllarıma inat of çekesim geliyor...Nefesim kursağımda kalıyor dilimin ucuna yetişemiyor... Annemin demli çay kokusunda mutfakta kahvaltı yaparken bir çocuk suretini hatırlıyorum karşımda hep..Ben onunla konuşurdum içten içe her dakika..Otobüste yerim hep koridor tarafıydı benim çünkü o daha çok pencere kenarını severdi ve yol ışıklarının altında kaybolum geri belirirdi..Yazmaya sıkıntılı olduğum saatlerimde her zaman karşıma oturdu..Gülümsememin iticiliğini bir yana bırakıp gözlerinin içine bakarak yalanlar boşaltırtım ona..Oda hep yemiş numarası yapıp hızlıca kalkar yerinden ve gülümserdi sarılırdı boynuma...Zaman simetrisi bile hep ileriye akarken hayatımın,bende her geçen dakika özlüyorum ona dair anılarımı...Kopamadığım geçmişimin düştüğüm yollarında dizlerimin kanayan yerleri sızlıyor böyle durumlarda...Fakat bu durumlarda karşıma aldığım küçük çocuğum artık yok..Benim kayboluşumda oda kendini kaybetmeyi seçti.Yada ben yine bir yalana daha sığınarak cümlelerimi kendimi avutur gibi beyin kemirgen yüreğimin ıslak gözyaşlarını dindirmek için sıralıyorum ardın sıra...Affetmenin telkinine sığınmak artık manasız geliyor..Kaçacak bütün fare deliklernin önüne betondan duvarlar örülmüş...Peki ya şimdi diyorum karşıma çıksa ve sorsa bana kaldırımın kenarındayken ışıkların altına teslim olduğunda neden beni yanına almadın? yada bir ufak kol mesafesi açıp yanına uzanmama neden izin vermedin diye...İşte böyle çaresiz gecelerden kaçmak için belkide kendmi yalanlarımla kandırıyorum..Bir çocuğun ölümünü kabullenmek mi daha zor yoksa onu bırakıp gitmek mi??Sorularım peşin sıra kovalıyor yanıtınlamak için artık aynaya bakmıyorum..Aslında bende gizliden gizliye ağlıyorum sanırım itiraf edebildiğim tek şey bu benimde....Çocukluğumla büyürken yanında bende nefes aldım seninle..Omzumdaki desteğinle asıl sen büyüttün beni ve ben seni on dukuzunda bir gençken bir kaldırım köşesinde o ışığın altında terk ettim..Beynime faili meçhul kurşunları sıkarak uzandım öylece kaldırımın köşesine... ışığına bıraktım söyleyemediğim daha bir çok yalanla ve aslında biliyormusun işte en çokta bu dağladı beni..Meçhul yaşadığım hayatıma,meçhul bir ölüm ekledim sadece..Bir kol mesafesi uzaklığında...hepsi bu kadar......


TAYFUN

Merhaba dünya...

sabahı sabah eden naralarım avazımın yarısında kaldı.bilmek istediklerime bin adımı giderken bir adım ileri bir adım geri takip ettim hep.dinlemekle söylemek arasında ki ince çizgide takılı kaldım.bugün soluk almak yasak dediler fakat inadına göğsüm ileri fırladı ve ben kala kaldım bir başıma..çiğerlerimden süzülen bir kendini bilmez dumana boğulmuş şekilde annemi düşündüm yine..uzaktan baktı ve gel yanıma dedi..dışlanmış benliğimle,yanına takatsiz kollarımı bir bulut edasında havada kaparcasına salladım..beni rüzgar anladı birtek,ama savurgan benliğine işlemiş bir benle salladı gitti ve oda umursamadı..ben bu gecede kötüyüm işte anlatmak istediklerime dilim dolanır söyleyemem...sadece vazgeçtiğim korkularım siyahını yüzüme vururken bir duğa iniltisinde bir başımayım,içimdeki çığlıklarımla....hatırlarmısın bilmem fakat ben tam olarakta hatırlamıyorum, bir baraka altında yıkık dökük bir gecede başlamıştık sevişmeye ve o denli devamsızlığı yakalayan bir yönetmenin edasında sanatsız ve ruhsuz kesişi vermişti ellerimiz...o anda dünyamızın yörüngesi kaydı milimetrelerce fakat gözlerdeki çaresiliğimiz dile gelemedi ve günahını haykıramadı belkide...ama olsun demek kadar kalp atışlarımız besledi bizi...hikayenin sonundaki çocuk gibi bir banka oturdum,kaldırıma yakındı sanki bir araba önüne atlayacakmış gibi oldum,elimde bira şişesi...cebimdeki tütün,göz yaşlarımla ıslanmış ama sarmasına deme keyfime....ciğerlerim yine seninle dolu...belki bunu hatırlarsın cebimde tütün dolu terk etmiştin beni belkide ıslak göz yaşlarına bu denli sarılmam ondandır...rüzgar esiyor yine ve bir yaprağın yere sürtme sesi içimi burkuyor....sonbahar aylarını geçtik oysaki mevsim yaseminler zamanı..hani kırılganlıkta açan o narin çiçeklerin zamanı..ahhh demekten başka birşey gelmiyor sabırsız atışmalarımda..bu kadar uzakta durman ne denli doğrudur ki...aslında bende biliyorum güneş doğsada anlamsız yasemin gülüşlerinde bir çiçek edasında benim sen olduğumu bilmeyeceksin....içim desen büyük anlamsız ve yorgun beni korkutan bir ben..yollarım sana çıkmaz ama amasıda yokki bu cümlenin...aynısının tıpkısından farksız bir sesle seni fısıldıyorum...fakat,söylmek istediklerim uyanınca duvarlara sıkışmış şekilde bir ben ve yanlızlık kesişiyor....sararıp solan pencere önündeki,senden kalan çiçeklerin yaprağındaki,kelebeğin uçmak istemesi gibi bir sabahı selamlıyorum içimde bir sen ve kavuşulmaz özlemlerin..savrulup giden yıllarımla ve yaralarımla içimde tek bir cümle çıkıyor ağzımdan merhaba dünya hepsi bu...............


TAYFUN

Melodram

melodramındaki yanlızlık gibiyim şarkıların..tabureye cakılı bir sarhoşdan herhangi bir farkım yok..ama elimde bir kahve fincanı ve kendimden emin olmadığım bir sabahla selamladım seni...kafam dünden kalma şiirlerin yazgısında kapılı kalmış..aynı şarkı dönmekte hiç usanmadan ve yılmadan..hatırlatmak istercesine bir gülümsemeden yoksun..bugün ciğerlerim dolu kanser sabahlı bir gün ve ben yine ağlamaklı bir şarkıya kapılmış döndürüyorum hayatımı ince bir çizgi üstünde fakat iğnesi kırık...işte dedim ya bugün selamlamıyorum kendimi ve doğan güneşi.hepsi yine bu kadar....

 

TAYFUN

demeksiz....

beni bilmek değimine takılmamla birlikte,arkadaşımın bir tavsiyesi ile birlikte bir (b)iranın kenarında buldum cümlelerimi...ne istersin demek kadar takadi olmayan bir barmen edasında dilimin ucundaki son cümleyi söyleyi verdim.. barmen vereceği içkiden hiç bir yudum almamıştı oysaki....peki bana  vermeye calıştığı keder giderici durumdan ne kadar yoksundu???sıralı cümlelerim sıralarken kendini peşin sıra bir kadeh daha ver demekten kendini alıkoyamıyordu ki...peki ama ben nerde kaybetmeye başlamıstım??yada nerde yanlış yapmıştım ki bunca seneden sonra bir anda karşıma çıkıyordu...beynimi kemiren bir 250 liliği geçmeyen bir motor edasında,sahil boyu uzanan bir motorcu gibiyim bir sonra kini  beklemeyen...ama benimde özlediklerim vardı oysaki...fakat anlatamadım belki bitmeye yakın saatlerimde....kafam hafifin dumanı sararken beynime bir tane daha açtım ucsuz bucaksız sabahlara..hadi gelde dindir bu durumu demek kadar özgününden yoksundu oysaki....arkadaşlarım benden utanır durumda kaldırıp kollarıma girerken ben yine söyleyemediklerimle mutluyum...bir barmensiz evin başına dikilmiş bir tefodan sadece bira istiyorum...işte dmek istediklerim hepsi bu...bir içkisiz birde  bensiz bir ben var öteri ama sensiz anlaşılmayan..........


TAYFUN

21 Ekim 2013 Pazartesi

Yazamadıklarım-Yine umarsızca ve her daim....

Çayımın demini bitirmiş,ocağın altını kapatıp daha da nikotine doymayan ciğerlerime ek arkadaşını getirmek için hazırlanıyordum..Koyusundan iki kaşık,sütü şekerini,şekeri de sütünü bozmadan doldurdum bardağıma.Köşesi yırtılmış ikili koltuğumu işgal bütününü sağlamadan sadece birköşesine oturdum..Düşünmek geliyordu içimden yada belkide yazmaya itilmek için bir amaç arıyordum fakat çok fazla sürmedi bu işgalim.Çünkü aydınlıktan korkuyordum sanırım ve 100 wat bir ışıktan doğabilecek bir gölge yığınına paralel kalmadan kalkıp odamın yolunu tuttum.İçerde beni karşılayan tanıdık nesnelerin arasından sıyrılarak köşemdeydim ve işte ben burda mutluydum..Soğumasını beklemeden aldığım derince yudumdan dolayı dilimin uyuşukluğu daha yeni geçmişti yada geçen kendi uyuşukluğumdu..''Düşünmeye fırsatsız kalabildiğim dakikalarda kafamı meşgul edemedim'' dedim kendi kendime ve verilmesi gereken bir cevabı bekledim...Uzunca soluksuz kaldım.. Odamın içerisindeki bütün oksijeni çektim içime ve bırakmak istemedim..Çok fazla dayanamadan derinden bir öksürük tetiklemesiyle bıraktım..Umarsızca bir gülüş sardı beni sonra birden 'kes sesini seni salak' cümlesini duydum kulaklarımda...Kolay olanı seçmeyi bıraktığımdan beri hep böyle yaparım ben ama sen tanımadığın için bilemezssin beni..Yazmak için küçük kara kutumun ekranına sarıldım hemen..Hayıflanmadan,kafamın içinde ne varsa yazıyordum durmaksızın ve hiç birşeyi umursamıyordum..Ekranın kenarından ufak notlarına bile aldırmıyordum hatırlarsan..Cümlemin sonuna gelirken sen ne yazıyorsun dediğinde biran irkilerekten işte bunları  demek geldi içimden...Kendimi yormadan son noktamı koyarken işte yine oldu dedim ve o aptal gülümsemem yine belirdi suratımda ve bu sefer koca bir kahkaha patlattım daha fazla dayanamadan...........Kafanın içinden geçen 'ne oldu?' sorusunu duyabiliyorum ama bu sefer söyleyeyim....Yine sarhoş oldum amına koyayım  ondan gülüyorum hepsi bu kadar.......Hadi iyi geceler.

Tayfun

Yazamadıklarım-Çuklat

Bir başlık bulamadığım ve saatlere,saatce bakaraktan tersine çevirdiğim bir yelkovan-ı akrep kovalamacası içindeyim...Konuşmamı az önce yarıda kesip kendime ısmarlamak istediğim kağıda sarılı filtresiz yaşamım için düşüncelere daldım..Aslında çok  çok iyi değilim bugün, hani gecemi bırakmadım portmantonun üzerine yada şapkama bakaraktan hangi köşesinin daha keskin hatlarda büküldüğünü incelemedim,yani bana sorarsan bugün yaşamadım..Yaşamak demişken hatırlarmısın bilmiyorumda tarihi tadından bozuk bir çukulata vardı yada doğrusunun hala hangisi olduğunu bilmediğim ve kısaca söylediğim bir çuklat..İçerisinde neler var diye bakmıştık daha kendi içimizde neler olduğunu bilmeden ve hemen heycana kapılaraktan okumaya başladık,kocaman harflerle süt,çikolata ve arasına giren bir karamelden bahsediyordu..işte o zaman anlamaya başlamıştım karamelize bir renk cümbüşünle girmiştin sende araya fakat ben sana bunu hiç bir zaman söyleyememiştim..Neyse..Sen bu esnada 'yaşamak işte ben buna yaşamak derim' demiştin ve ben sana cevap verememiştim.Çünkü ağız dolusu çuklatın bozuk olduğunu,mideme giren inceden bir krampla anlamış ve sadece kusmak istemiştim...Nereden geldi benimde aklıma bilmiyorum ama bunu söylerken çocukluk yanıma,hiç bir saç telini bile artık hatırlamıyorum yada belkide yine ben hatırlamak istemiyorum...Karamel tadında yaşamak istedin sen hayatını fakat ben sana bu söylemekten hep çekindim ben karamelden nefret ederim..Belkide bundandır artık bir araya gelipte sadece benim kültablasında bir nefes söndürüşüm ve senin bu duruma sessiz kalışın...Aslında söylemsizliğine hayranım fakat............Neyse ben yine söylemeden yazamıcam yada sen yine anlamıcaksın....İyi geceler..

Tayfun

Çaba..

Gitmeye yakın olduğum zamanlarda ileri sürebilmek için hep çabaladım...Biraz yavan olan konuşma çabamla dilimin dönmediği cümlerimi hep bi...